Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca vatandaşın gündelik hayatında karşılaştığı **sokak hayvanları**, son haftalarda Meclis gündemine taşınan yeni bir yasa teklifiyle yeniden tartışma konusu oldu. 2026 yılının başında kamuoyuna yansıyan düzenleme, özellikle kedi ve köpek popülasyonunun kontrol altına alınmasını hedefliyor. Ancak hayvan hakları savunucuları, veteriner hekimler ve bazı siyasi partiler, önerilen maddelerin “uyutma” (ötanazi) gibi uygulamalara kapı aralayabileceğini belirterek sert tepki gösteriyor. Bu makalede, tarafsız bir bakış açısıyla düzenlemenin detaylarını, tarafların argümanlarını ve olası sonuçlarını ele alıyoruz.
Hükümet yetkilileri tarafından hazırlanan taslağa göre, belediyelerin **sokak hayvanları** ile ilgili sorumlulukları artırılıyor. Yeni düzenleme şu ana başlıkları içeriyor:
Yetkililer, düzenlemenin amacının **sokak hayvanları** nüfusunu insancıl yöntemlerle kontrol altına almak olduğunu vurguluyor. Ancak taslağın 8. maddesinde yer alan “belediyeler, sahipsiz hayvanların barınaklarda 30 günü aşkın süre kalması halinde, hayvan sağlığı ve toplum güvenliği açısından gerekli tedbirleri alabilir” ifadesi, kamuoyunda büyük endişe yarattı.
Hayvansever dernekleri ve gönüllüler, düzenlemeyi “modern bir katliam yasası” olarak nitelendiriyor. İstanbul’da faaliyet gösteren bir hayvan hakları platformunun sözcüsü Ayşe Yılmaz, şu açıklamayı yaptı:
“30 gün gibi kısa bir süre, özellikle hasta veya yaşlı hayvanlar için ölüm fermanı anlamına geliyor. Belediyelerin barınak kapasitesi bugün bile yetersizken, bu süre sonunda hayvanların uyutulması kaçınılmaz olacak. Oysa Avrupa’daki başarılı modellerde kısırlaştırma ve sahiplendirme oranları yüzde 90’ın üzerinde. Biz de aynı yolu izlemeliyiz.”
Veteriner Hekimler Birliği ise ötanazinin yalnızca tedavi edilemez hastalıklar ve saldırganlık gibi istisnai durumlarda uygulanması gerektiğini belirterek, taslaktaki “tehlikeli hayvan” tanımının çok muğlak olduğunu vurguladı. Birlik başkanı Prof. Dr. Mehmet Kaya, “Bir hayvanın saldırgan olup olmadığına kim karar verecek? Bu subjektif bir değerlendirme. Ayrıca kısırlaştırılmamış hayvanların popülasyonu kontrolsüzce artarken, sadece barınak süresine odaklanmak sorunu çözmez” dedi.
Belediyeler ve Yerel Yönetimler: “Kaynak Yetersiz”
Düzenlemenin uygulayıcısı olacak belediyeler ise farklı bir perspektif sunuyor. Büyükşehir belediyelerinden yetkililer, mevcut barınakların kapasitesinin yetersiz olduğunu ve kısırlaştırma için yeterli veteriner personeli bulunmadığını ifade ediyor. Ankara’da bir ilçe belediyesinin hayvan bakım merkezi müdürü Ali Demir, şunları söyledi:
“2026 yılı itibarıyla ilçemizde kayıtlı 15 bin sahipsiz hayvan var, ancak barınağımızın kapasitesi sadece 500. Kısırlaştırma için ayda ancak 200 hayvanı işleme alabiliyoruz. Yasa bize ek bütçe ve personel vaat ediyor ama bu vaatlerin ne kadarının gerçekleşeceği belirsiz. Aksi halde barınaklarımız dolduğunda yapabileceğimiz tek şey, yasada yazılı ‘tedbirleri’ uygulamak olacak.”
Öte yandan bazı belediyeler, düzenlemenin “sorumluluğu merkezden yerele kaydırma” girişimi olduğunu savunuyor. İzmir’de bir hayvan barınağında görev yapan veteriner teknisyeni Gülşen Yıldız, “Biz zaten elimizden geleni yapıyoruz. Ama bir kedinin sokakta yaşaması, ötanaziyle öldürülmesinden daha insancıl. Bu yasa, hayvanları sokaktan toplamayı teşvik edecek, sahiplendirmeyi değil” diye konuştu.
Toplumsal Boyut: Güvenlik mi, Vicdan mı?
**Sokak hayvanları** konusu, Türkiye’de yıllardır iki uç arasında sıkışmış durumda. Bir tarafta hayvanların saldırısına uğrayan veya korkan vatandaşlar, diğer tarafta ise onları besleyen ve koruyan gönüllüler bulunuyor. 2026 yılında İstanbul’da bir çocuğun başıboş köpekler tarafından yaralanması, bu tartışmayı yeniden alevlendirmişti. Düzenlemenin arkasındaki siyasi irade, “toplum güvenliği” vurgusu yaparak bu tür olayların önüne geçmeyi hedefliyor.
Ancak sosyologlar, sorunun kökeninde kentleşme, plansız yapılaşma ve hayvan sahiplenme kültürünün zayıflığı olduğunu belirtiyor. ODTÜ’den Prof. Dr. Zeynep Aydın, “Bir hayvanı sokağa terk etmek, bugün neredeyse hiçbir cezai yaptırıma tabi değil. Yeni düzenleme, sahiplenmeyi teşvik edecek maddeler içerse de, terk edenlere yönelik caydırıcı cezalar getirmiyor. Bu, sorunu kökünden çözmek yerine geçici bir tampon oluşturmak anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası Örnekler ve Alternatif Çözümler
Dünyada **sokak hayvanları** popülasyonunu kontrol altına almak için uygulanan başarılı modeller bulunuyor. Örneğin, Almanya’da kısırlaştırma oranı yüzde 95’in üzerinde ve sokak hayvanı neredeyse yok. İtalya’da ise “yakala-kısırlaştır-aşıla-bırak” (TKAB) yöntemi yasal olarak zorunlu. Türkiye’de de 2021 yılında çıkarılan Hayvanları Koruma Kanunu’nda bu yöntem benimsenmişti, ancak uygulama eksiklikleri nedeniyle başarıya ulaşılamadı.
Hayvan hakları aktivistleri, yeni düzenlemede TKAB yönteminin güçlendirilmesini ve barınakların geçici bakım merkezleri yerine kalıcı sahiplendirme merkezlerine dönüştürülmesini öneriyor. Ayrıca, mikroçip uygulamasının zorunlu hale getirilmesi ve hayvan sahiplerinin sorumluluklarının artırılması da alternatif çözümler arasında sayılıyor.
Sonuç: Uzlaşma Zamanı
**Sokak hayvanları** için hazırlanan yeni düzenleme, toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getirmiş durumda. Hayvanseverler “uyutma” endişesiyle sokaklara dökülürken, bazı vatandaşlar da güvenlik kaygılarıyla yasanın bir an önce çıkmasını istiyor. Meclis’teki görüşmelerin devam ettiği bu süreçte, tüm tarafların ortak bir paydada buluşması gerekiyor. Belki de çözüm, ne tamamen yasaklayıcı ne de tamamen serbest bırakıcı bir yaklaşımda değil; kısırlaştırma, eğitim, sahiplendirme ve caydırıcı cezaları bir arada sunan kapsamlı bir politika setinde yatıyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki milyonlarca can, bu tartışmaların sonucunu bekliyor.
EtiketlerSende Paylaş: Facebook Tweet Google+ Pinterest Whatsapp
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
© Copyright 2026 Giybet.ORG - Tüm Hakları Saklıdır.